İCRA TAKİBİNE MARUZ KALAN BORÇLU, VEKİL MARİFETİYLE TAKİBE İTİRAZ ETTİĞİNDE, İTİRAZ ÜZERİNE DURAN İCRA TAKİBİNİN DEVAMINI SAĞLAMAK İÇİN ALACAKLININ AÇACAĞI İTİRAZIN İPTALİ DAVASINDA DAVA DİLEKÇESİNİN ASILA TEBLİĞ EDİLMESİ GEREKMEKTEDİR.
İtirazın iptali davası İcra ve İflas Kanunu’nun 67. Maddesinde düzenlenmiş olup, icra takibine karşı borçlunun itirazı üzerine duran takibin devamını sağlamak amacıyla itirazın tebliğinden itibaren bir yıl içerisinde, alacağın esasına ilişkin olarak görevli olan mahkemede, takip alacaklısı tarafından takip borçlusuna karşı açılan bir davadır.
İtirazın iptali davası ile yalnızca takip hukuku yönünden yapılan itirazın usulüne uygun olup olmadığı veya yerinde olup olmadığı değerlendirilmemekte, aynı zamanda takibe konu alacağın esasına ilişkin olarak da takibin haklı olup olmadığı değerlendirilmektedir. Bu yönüyle itirazın iptali davası, bir eda havası niteliğindedir. İtirazın iptali davasında taraflar takip dosyasındaki itirazlarıyla sınırlı olmaksızın takibe konu alacağa ilişkin tüm itiraz ve def’ilerini ileri sürebilmektedir.
Davaya vekalet, HMK’nın 71 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, 73. Maddesi gereğince davaya vekaletin kanuni kapsamı, kanunda özel yetki verilmesini gerektiren hususlar saklı kalmak üzere hüküm kesinleşinceye kadar vekilin davanın takibi için gereken bütün işlemleri yapmasına, hüküm yerine getirmesine, yargılama giderlerinin tahsili ile buna ilişkin makbuz verilmesine ve bu işlemlerin tamamının kendisine karşı da yapılabilmesine ilişkin yetkiyi kapsar şeklinde düzenlenmiştir. Maddede yeralan düzenleme dikkate alındığında, bir davada verilen vekaletin kapsamı, davanın açılmasında verilen hükmün yerine getirilmesine, yargılama giderlerinin tahsiline kadar devam edecektir. Madde içeriği bir bütün olarak değerlendirildiğinde, o davada verilen vekaletin kapsamı davanın açılmasından hükmün infazına kadar olan kısmı kapsamaktadır.
Avukatlık Kanunu’nun 41. Maddesinde, belli bir işin takibinden bahsetmekte olup, icra takibi ile dava kısmının ayrı ayrı belli bir iş olduğunun kabulü gerekmektedir. Zira icra hukukuna göre yapılan takip ve durumuna göre gerekmesi halinde dava açılması ayrı işleri oluşturmaktadır. İkisi birbirinin zorunlu olarak devamı sayılamayacağından belli bir işin takibinden söz edilemeyecektir. Müvekkili tarafından vekile icra takibinde, takip ile ilgili işin takibi verilmiş ise, avukatın görevi bu kısımla sınırlıdır. Müvekkili tarafından takip sonrasına ilişkin açılacak dava ile ilgili bir görevlendirme yapılmadıysa avukatın takip yükümlülüğü de bulunmayacaktır.
Tebligat Kanunu’nun 11. maddesi gereğince, vekil vasıtası ile takip edilen işlerde tebligat vekili yapılır. Bu hüküm ile Avukatlık Kanunu’nun 41. maddesini birlikte değerlendirdiğimizde, vekil ile takip edilen işlerin ayrı ayrı değerlendirilmesi sözkonusudur. Burada murad edilen husus, vekilin takip edeceği somut bir işle görevlendirilmesidir. Dolayısı ile takip ayrı bir iştir, sonrasında açılan dava ayrı bir iştir. Bunlarda vekile tebliğ yapılabilmesi için, ayrı bir vekalet iradesinin bulunması gerekir. Aksinin düşünülmesi halinde, her bir davada ayrı bir iş olduğundan, bir davada genel bir vekaletname ibraz eden avukata, onun vekil olup tüm davalarda tebliğ çıkarılması gerekir ki, böyle bir durum yasa koyucunun amacını aştığı gibi, vekaletin kapsamını da aşacaktır, vekil ve müvekkil açısından öngörülemez ve sürdürülemez bir durum ortaya çıkacaktır.
Tüm bu hususlar dikkate alındığında: itiraz üzerine duran takip sonrasında, itirazın iptali davası açılması halinde, davalı tarafından sunulmuş bir vekaletname bulunmaması halinde tebligatın asile çıkarılması gerektiği yönündedir.
İcra ve İflas Kanunu’nun 4. maddesi gereğince icra mahkemesi, icra ve iflas dairlerinin işlemlerine karşı yapılan şikayetlerle, itirazları incelemeye görevli olup, takip hukukuna ilişkin kararlar verir. Vekaletnamenin icra dosyasına ibrazı ile HMK’nın 73. maddesine kıyasen bir kül (bütün) olan icra takibinin sonuna kadar takip hukuku ile ilgili tüm işlemler vekile tebliğ edilir. İtirazın kaldırılması borçlunun itirazı ile duran ilamsız icra takibine (ilamsız icra prosedürü içinde) devam edilmesini sağlayan bir yoldur. İtirazın iptali gibi bir dava olmadığından, itirazın kaldırılması istemini içeren dilekçesi asıla değil borçlunun vekiline tebliğ edilir ve itirazın kaldırılması istemi İİK hükümlerine göre incelenir. İcra mahkemesinin takip hukukuna ilişkin kararları sadece yürütülen takip konusu bakımından tarafları bağlar ve sadece takip hukuku anlamında kesin hüküm teşkil eder. Bunun sonucu olarak icra mahkemesi tarafından verilen karar daha sonra genel mahkemelerde dava konusu yapılabilir. İtirazın iptali davası takip hukukuna ilişkin bir şikayet veya itiraz olmayıp, normal bir hukuk davası gibi HMK hükümlerine göre genel mahkemelerde açılarak görülür. İtirazın iptali davası ile yalnızca takip hukuku yönünden yapılan itirazın usulüne uygun olup olmadığı veya yerinde olup olmadığı değerlendirilmemekte, aynı zamanda takibe konu alacağın esasına ilişkin olarak da takibin haklı olup olmadığı değerlendirilmektedir. İtirazın iptali davasında verilen kararlar ise maddi anlamda kesin hüküm teşkil eder.
O halde itirazın iptali davası genel hükümlere göre açılarak sonuçlandırılan bir dava olup, takip hukukuna ilişkin bir şikayet veya itiraz olmadığından, HMK’nın emredici nitelikteki 76, 119/1-ç, 122 ve 317. maddeleri gereğince dava dilekçesinin, icra dosyasında müvekkili borçlu adına itiraz eden vekile değil, asıla tebliğ edilmesi gerekir.
Hal böyle olunca icra takibine maruz kalan borçlu, vekil marifetiyle takibe itiraz ettiğinde, itiraz üzerine duran icra takibinin devamını sağlamak için alacaklının açacağı itirazın iptali davasında dava dilekçesinin asıla tebliğ edilmesi gerekir.

Leave a Reply